Ara, gittiği bir Anadolu şehrinde eski arkadaşı On ve nişanlısı Ten ile pazar kahvaltısında buluştu. Kahvaltıdan sonra yeni açılan kent ormanına yürüyüşe gittiler.
Ara, gittiği bir Anadolu şehrinde eski arkadaşı On ve nişanlısı Ten ile pazar kahvaltısında buluştu. Kahvaltıdan sonra yeni açılan kent ormanına
yürüyüşe gittiler.
On, son model ve lüks bir Kore arabası almıştı. Şıkır şıkır görünen siyah arabayla kent ormanına ulaştılar. Ormanın
girişindeki tabeladaki yürüyüş rotasını inceleyerek yürüyüşe başladılar. Bir buçuk saat kadar sonra patikadan yürüdükten sonra yol bitti; ya ormanın
içinden geçerek girişe ulaşmaya çalışacaklardı ya da geldikleri yoldan geri döneceklerdi.
On, "Ormanın içinden yürüyelim." diye teklif etti,
bir süre yürüdükten sonra kayboldular. Neyse ki, bir süre sonra eski patikaya ulaşmayı başardılar. On, son model arabasının kapısını uzaktan
kumandayla açmaya çalıştıysa da açamadı. Sonra birden "Allah" dedi, "Farları kapatmayı unutmuşum. Akü bitti, herhalde." Arabayı anahtarla açtı.
Haklıydı gerçekten. Akü tamamen bitmişti. Bu durumda arabayı itmek gerekiyordu. Ne var ki, araba yokuş aşağı durumdaydı ve tek çare arabayı gerisin
geriye itmekti. Ten direksiyona geçti, Ara ve On ise arabayı itmeye başladılar; arabayı doğru rotaya sokmak çok zordu; zira araba 1,6 tondu.
Son derece zorlanarak arabayı yokuşun tepesine almayı başardılar. Amaçları arabayı vurdurmaktı, yani araba hızlandığında motor çalışacaktı.
Önlerinde bu iş için oldukça uzun bir mesafe vardı. 250 metrelik mesafede motor kesin çalışacak gibi görünüyordu. Tüm güçleriyle arabayı ittiler ama
araba yine çalışmadı. Birkaç kere daha denediler; ama sonuç değişmedi. Ormanın girişinden ana yola çıktılar. Ne var ki yardım alabilecekleri kimse
görünmüyordu. Bu durumda önlerinde birkaç seçenek vardı. Çekici çağırmak, bir arkadaşı arayıp akü şarj kablosu istemek, yol yardım ekibini çağırmak,
otostop çekmek.
Ara, yolun karşı şeridinde park etmiş çok eski iki araba gördü. Öndeki arabanın kaput kapağı açıktı ve motorun üstüne üç kişi
eğilmişti. Ara bunlardan birinin tamirci olabileceği düşüncesiyle hızla yanlarına gitti. "Geçmiş olsun" dedi. Adamlardan biri "Sağol abi", dedi.
"İnşaat işçisiyim, üç gündür yevmiye alamıyorum, gazım da bitti, ben de yardım için yeğenlerimi çağırdım. Ama istasyonlar bidonla artık benzin de
vermiyorlar.
Çekici için paramız da yok, ne yapacağımızı bilemiyoruz, bir çözüm arıyoruz." Ara, "Geçmiş olsun, üzüldüm. Sizde akü şarj
kablosu var mı, bizim de farlar açık kalmış, akü bitmiş." İnşaat işçisi olan adam "Kablo yok ama istersen aküyü sökelim, sizin arabaya takalım,
çalışınca söker yine bizim arabaya bağlarız" dedi. Daha sonra aküyü söktüler. On'un arabasına taktılar ve araba çalıştı. Ara, inşaat işçisinin
cebine onun problemini çözecek kadar bir para sıkıştırdı. On ve nişanlışı, Ara'ya karşı kendilerini çok mahcup hissediyorlardı. Ara'yı önce ormanda
kaybedip susuz ve ter içinde bırakmışlardı.
On ve nişanlısı Ara'dan özür dilerken onların sözünü kesti. "Sizce dedi, şu inşaat ustası mı bize
yardım etti, yoksa biz mi ona yardım ettik?" "İnşaat ustası yardım etti" diye cevap verdiler. Ara, "Hayır" dedi. "Allah, bizim ona yardım
etmemiz için bir vesile oluşturdu.
Böyle son model bir arabanın aküsü normalde bitmez, ayrıca bu kadar vurdurma çabasından sonra da araba
çalışır; arabanın kaldığı son nokta tam inşaat işçisinin arabasının kaldığı yerin önüydü. Biz her şekilde oradan kurtulurduk, tamirciyle, yol
yardımla, bir arkadaşla vesaire... Ama üç günlük yevmiyesini alamamış bir işçinin yeğenlerini çağırmak için kullandığı son telefon kontöründen başka
bir çaresi kalmamıştı. Allah bizim ona yardım etmemiz için bir vesile yarattı, ona verdiğimiz bir paranın da bizim için pek önemi yoktu, ama onun için
değeri çoktu. Onun için olanlara üzüleceğinize, böyle bir hayra vesile olan Allah'a şükredelim." Melih ARAT